30 Özellikli Furkan Kur'an-ı Kerim ve Tefsiri
Ürün Özellikleri :
- Yayına Hazırlayan : Ömer Gökalp - Serdar Kaya
- Tashih : Ömer Özdemir
- Basım Dili : Türkçe- Arapça
- Sayfa Sayısı : 1243
- Kapak Türü : Ciltli
- Kağıt Türü : Şamua
- En / Boy : 20 x 28 cm
- Ağırlık : 2544 gr.
Kur-an Nedir ?
Mahzen-i mu'cizat ve mu'cize-i kübrâyı Ahmediye (a.s.m.) olan Kur'ân-ı Hakîm-i Mu'cizü'l-Beyan;
Şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi,
ve âyât-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedîsi,
ve şu âlem-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri,
ve zeminde ve gökte gizli esmâ-i İlâhiyenin mânevî hâzinelerinin keşşâfı,
ve sutûr-u hâdisâtın altında muzmer hakaikın miftahı,
ve âlem-i şehadette âlem-i gaybın lisanı,
ve şu âlem-i şehadet perdesi arkasında olan ve âlem-i gayb cihetinden geleniltifâtât-ı ebediye-i Rahmâniye ve hitâbât-ı ezeliye-i Sübhaniyenin hâzinesi,
ve şu İslâmiyet âlem-i mânevisinin güneşi, temeli, hendesesi,
ve avâlim-i uhreviyenin mukaddes haritası,
ve zat ve sıfât ve esmâ ve şuûn-u İlâhiyenin kavl-i şârihi, tefsir-i vâzıhı, bürhan-ı kâtıı, tercüman-ı sâtıı,
ve şu âlem-i insaniyetin mürebbîsi ve insaniyet-i kübra olan Islâmiyetin mâ veziyâsı,
ve nev-i beşerin hikmet-i hakikiyesi,
ve insaniyeti saadete sevk eden hakikî mürşidi ve hâdîsi,
ve insanlara hem bir kitab-ı şeriat, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı hikmet, hem bir kitab-ı ubudiyet, hem bir kitab-ı emir ve dâvet, hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı fikir,hem insanın bütün hâcât-ı mâneviyesine merci olacak çok kitapları tazammuneden tek, câmi bir kitâb-ı mukaddes,
hem bütün evliya ve sıddîkînin ve urefa ve muhakkiki nin muhtelif meşreplerine ve ayrı ayrı mesleklerine, herbirindeki meşrebin mezâkına lâyık ve o meşrebitenvir edecek ve herbir mesleğin mesâkına muvafık ve onu tasvir edecek birer risale ibraz eden mukaddes bir kütüphane hükmünde bir kitâb-ı semavîdir.
Kur'ân, Arş-ı ve Acirc;zamdan, İsm-i ve Acirc;zamdan, her ismin mertebe-i âzamından geldiği için, On ikinci Sözde beyan ve ispat edildiği gibi,
Kur'ân,bütün âlemlerin Rabbi itibarıyla Allah'ın kelâmıdır.
Hem bütün mevcudatın ilâhı ünvanıyla Allah'ın fermanıdır.
Hem bütün semavât ve arzın Hâlıkı namına bir hitaptır.
Hem rububiyet-i mutlaka cihetinde bir mükâlemedir.
Hem saltanat-ı âmme-i Sübhaniye hesabına bir hutbe-i ezeliyedir.
Hem rahmet-i vâsia-i muhîta nokta-i nazarında bir defter-i iltifâtât-ı Rahmâniyedir.
Hem ulûhiyetin azamet-i haşmeti haysiyetiyle, başlarında bazan şifre bulunan bir muhabere mecmuasıdır.
Hem İsm-i ve Acirc;zamin muhîtinden nüzul ile Arş-ı ve Acirc;zamin bütün muhâtına bakan ve teftiş eden hikmetfeşan bir kitab-ı mukaddestir.
Ve şu sırdandır ki, Kelâmullah ünvanı, kemâl-i liyakatle Kur'ân'a verilmiş ve daima da veriliyor.
Kur'ân'dan sonra, sair enbiyanın kütüp ve suhufları derecesi gelir. Sair nihayetsizkelimât-ı İlâhiyenin ise, bir kısmı dahi, has bir itibarla, cüzî bir ünvan ile, hususîbir tecellî il e, cüzî bir isimle ve has bir rububiyetle ve mahsus bir saltanatla ve hususî bir rahmetle zahir olan ilhamat suretinde bir mükâlemedir. Melek ve beşerve hayvanatın ilhamları, külliyet ve hususiyet itibarıyla çok muhteliftir.
Kur'ân, asırları muhtelif bütün enbiyanın kitaplarını ve meşrepleri muhtelif bütünevliyanın risalelerini ve meslekleri muhtelif bütün asfiyanın eserlerini icmalen tazammun eden ve cihât-ı sittesi parlak ve evham ve şübehatın zulümatından musaffâ; ve nokta-i istinadı, bilyakîn vahy-i semavî ve kelâm-ı ezelî; ve hedefi ve gayesi bilmüşahede saadet-i ebediye; içi bilbedahe hâlis hidayet; üstü bizzarure envar-ı iman; altı biilmelyakîn delil ve burhan; sağı bittecrübe teslim-i kalb ve vicdan; solu biaynelyakîn teshir-i akıl ve iz'an; meyvesi bihakkalyakînrahmet-i Rahmân ve dâr-ı cinân; maka ve not;mı ve revacı, bi'l-hadsi's-sadık makbul-ü melek ve ins ve cân bir kitab-ı semavîdir.
Belâğatın en revaçlı olduğu bir anda, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyan nüzul etti. Nasıl ki zaman-ı Mûsâ aleyhisselâmda sihir ve zaman-ı isâ aleyhisselâmda tıp revaçta idi; mucizelerinin mühimmi o cinsten geldi, işte, o vakit, bülega-yı Arabi, en kısa bir sûresine mukabeleye davet etti
"Eğer kulumuz Muhammed'e indirdiğimiz Kur'ân'dan bir şüpheniz varsa, haydi, onun benzeri bir sûre getirin." (Bakara Sûresi, 2:23) fermanıyla onlara meydan okuyor. (Said Nursî)
Vahyin Geliş Şekilleri
Kur'anî Kerim Allah'ın Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'e yolladığı vahiylerin toplamıdır. Vahyin geliş şekilleri hakkında Kur'ân-ı Kerîm'de açık bilgiler yoktur. Vahyin geliş şekilleriyle ilgili bilgileri Muhammed (s.a.v)'in hadislerinden ve sahabelerin şahadetlerinden öğreniyoruz. Vahyin geliş şekilleriyle ilgili şöyle bir sıralama yapılabilir:
1.Vahyin ilk şekli Rasulallah (s.a.v)'in uykuda iken gördüğü sadık rüyalardır. Bu rüyalarda "sadık rüya" (Rüya-yı Sadıka) adı da verilmektedir. Peygamber (s.a.v)'in gördüğü bu rü ve not;yalar daha sonraları kendisine zahir olurdu. Hz. Aişe, "Pey ve not;gamber, hiç bir rüya görmezdi ki, sabah aydınlığı gibi apaçık zuhur etmesin" (Buhari, Bedü'l-Vahy, 1; Müslim, iman 252) diyerek bu rüyalara ışık tutmaktadır.
2.Rasulallah (s.a.v)'in uyanık halde iken vahiy meleğinin onun gönlüne vahyi ilka etmesidir. Vahyin bu şekli şu hadis-i şerifte bildirilmektedir:
"Ruhuî-Kudüs kalbime, 'Hiç bir nefis rızkını tüketmeden ölmeyecektir.' diye üfledi. 0 halde Allah'tan korkun ve rızkınızı meşru yoldan arayınız." (Münziri, et-Tergib ve't-terhib, 4/12)
Ruhu'l-Kudüs, Cebrail'dir. Cebrail(as)'in göründüğü hakkında bir delil yoktur. Hadisten de, meleğin görünmeden vahyi ilka ettiği anlaşılmaktadır.
3.Cebrail (as), bir delikanlı veya bir insan şekline bürünerek Peygamber (s.a.v)'e vahiy getirmiştir. Cebrail'in bu yolla ashabtan Dıhıye'nin suretine bürünerek vahiy getirdiğini bir çok sahabî nakletmektedir. Vahyin en kolay ve en meşakkatsiz şekli budur. (Neseî, iman, 6)
4.Meleğin görünmeden Peygamber (s.a.v)'e vahiy getirmesidir. Peygamberimiz çan sesine benzeyen bir ses duyardı. Vahyin en ağır şekli budur. Vahyin bu şekli tehdit ve vaad ihtiva eden âyetlere özgüdür. Bu şekildeki vahyi Resûlullah (s.a.v) şöyle anlatıyor:
Bazen çıngırak sesine benzeyen bir sesle gelir. Böylesi bana en ağır olanıdır." (Buhârî, Bed’ü'l-Vahy, 1/2; Müslim, Fedâil, 87) Böyle bir vahyin geliş anında Peygamber (s.a.v) titrer, terler ve rahatsız olurdu. Ibn Abbas'tan rivayet edilen bir hadiste Rasulallah (s.a.v)'in âyetleri zabtetmekte zorluk çektiği, dudaklarını kımıldattığı zikredilmektedir. Cenab-ı Allah, Peygamberine "Vahyi çabucak alması için dilini kıpırdatma, onu toplamak ve kıraatini sabit kılmak bize aittir. Öyle ise sana Kur'ân okununca sen onun kıraatına uy." (Kıyame, 76/16-18) .yarısında bulunmuştur. Bu âyetin nâzil olmasından sonra Rasulallah (asm) Cebrail (as)'i dinler, onun gidişinden sonra onun gibi okurdu.
5.Meleğin asli sûretinde görünerek Allah'ın emrini Peygamber (s.a.v)'e getirmesi ve okumasıdır. (Buhari, Kitabu't- "efsir, 53; Müslim, iman, 280-287) Cebrail (as), bu şekliyle iki az vahiy getirmiştir. Birincisi nübüvvetin başlangıcında olmuştur. Peygamber (s.a.v) baygınlık geçirmiştir. İkincisi ise Miraç olayının gerçekleşmesinde olmuştur. Bu olaya delil olarak,
Andolsun ki onun diğer bir defa da Sidretü'l-Münteha'nın .anında gördü." (Necm, 53/12) âyeti zikredilebilir.
6.Resûlullah (s.a.v)'in uyanık halde iken Allah Teâlâ ile kokmasıdır. Böyle bir konuşmada arada hiç bir vasıta yoktur, ‘.amazın farz oluşu bu yolladır, (bk. Müslim, iman, 279) Vahyin bu yoluyla ilgili olarak aşağıdaki âyeti zikredilebilir:
Allah Musa ya da hitab ile konuştu." (Nisa, 4/164).
7.Cebrail'in Peygamber (s.a.v)'e uyku halinde iken vahy getirmesidir. Kevser Sûresi'nin bu şekilde nâzil olduğu rivayet edilmiştir. Vahy-i MetlüvVahyi Gayrı Metlüv (Okunan vahiy ve okunmayan vahiy) Hz. Peygamber (asm)'in yukarı Delirtilen vahy şekillerinden almış bulunduğu vahiylerden serisi âyetler, bir kısmı ise kudsî hadisler ve hadis-i şekerdir. Necm sûresi 4. âyette: "O, kendi arzusu ile söylemez. o (söylediği), kendisine vahyedilen bir vahiyden başka şey değildir." buyurulmuştur. Mıkdam b. Ma'dî-Kerib'in ve raquo;âyetine göre Hz. Peygamber (asm) de:
Bana Kur'ân ve onunla beraber O'nun gibisi verildi. Şunu . biliniz ki, Allah Resûlü'nün haram kıldığı da Allah'ın haram
0 ğı gibidir..." (el-Hadis ve'l Muhaddisûn,12; Kurtubî, Tefsir, 75) ..urmuştur, Bu âyet ve hadisi delil kabul eden bazı İslâm m eri, Hz. Peygamber (asm)'in hadisleri hakkında ictihad Eomasının caiz olmadığını ve sünnetin de Allah tarafından oa olunmuş vahiy gibi düşünülmesi gerektiğini ileri sürs erdir. Ancak mezhepler tarihi incelendiği zaman görülür Peygamber (asm) kendisine sorulan sorularâ vahy ile, < sa kendi re'yi ile ictihâd ederek fetva verirdi, içtihadında olursa Allah onun hatasını vahy yoluyla düzeltirdi. Nitekim Bedir savaşında ele geçirilen esirler hakkındaki Peygam ve not;ber ictihâdı, Enfâl sûresi 67, 70 âyetleri ile tashih edilmiştir. Bu da gösteriyor ki Peygamber (asm)'in içtihadı hatalı olabilir (bk. Muhammed Ebu Zehra, Mezhepler Tarihi, 21). Kudsî hadisler ve hadis-i şerifler vahy ve ilham yoluyla Peygamber (asm)'in söylediği sözler ve şeriatın ikinci kaynağı ise de, âyetler derecesinde değildirler.
Kur'ân, hadisi kudsî ve hadisin tarif ve vasıfları, okunan vahy ile okunmayan vahyin ne olduğunu ortaya koymaktadır: Kur'ân, Cebrail (a.s) vasıtasıyla Arapça lafız ve hak manalar da Hz. Peygamber (asm)'e vahy edilen, O'nun Allah'ın Resûlü olduğuna delil ve insanların hidayeti ile doğru yolu bulmaları için bir düstur, okunması ile ibadet edilerek Allah'a yakınlık kazanılan, mushaflarda yazılı, Fatiha sûresi ile başlayıp Nâs sûresi ile sona ermiş, tevatür yoluyla kitap olarak bize kadar intikal etmiş ve Allah'ın koruması ile en ufak bir değişikli ve not;ğe uğratılmaksızın nesilden nesile okunarak intikal edecek, beşerin bir benzerini meydana getirmekten aciz bulunduğu İlâhî kelamdır.
Vahyin Özellikleri
a)Peygamber (s.a.v)'e uyanıkken Cebrail vasıtasıyla veya uykuda ve diğer vahy yollarıyla inzâl edilmiştir.
b)Lafız ve manaları Allah tarafındandır,
c)Lafzı Arapçadır,
d)Gerek namazda, gerekse namaz dışında okunarak ibadet edilir,
e)Şekil ve manası Allah tarafından konmuştur,
f)Abdestsiz ve guslü gerektiren bir halde bulunan kimsenin Ona dokunması haramdır,
g)Boy abdest alması gereken kimse O'nu okuyamaz,
h)Her harfini (ibadet kasdıyla) okumanın on sevabı vardıra, ı) Belli kısımlarına âyet ve sûre adı verilir,
j)Mushafta yazılıdır,
k)Fâtiha suresi ile başlayıp, Nâs suresi ile sona ermiştir,
l)Zamanınıza kadar kitap halinde tevatür yoluyla gelmiştir,
m)Nesilden nesile intikalinden, her türlü değiştirilmeden Allah'ın koruması ile korunmuştur,
n)Beşer, bir benzerini meydana getirmede acizdir,
o)Lafzı olmaksızın yalnız manasıyla nakli (rivayeti) caiz değildir.
Kur'ân bu özellikleriyle, vahyi metulvü (okunan vahyi) meydana getirmektedir. Kurbet niyetiyle namaz ve namaz dışında okunmakla ibadet edilir. Diğer vahy mahsulü olan kudsî hadis ve hadislerle namazda okunarak ibadet edilmez. Ancak namaz dışında ilim ve teberrüken okunabilir.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) vahyin inişi esnasında, bizim bildiğimiz alemden başka bir aleme geçiyor; adeta bizim alemimize kapanıyordu... Bu alemden ayrılıyor, bir başka buuda giriyordu. Bu meselede hususi donanıma sahip olmakla beraber vahyin ağırlığını çok ciddi hissediyor; o alemle irtibatın manevi baskısını yaşıyor; vahyi almadaki zorluğu duyuyordu.
Buhari ve Müslim Aişe (ra)'den rivayet ederler. O demiştir ki:
"Haris bin Hişâm Peygamber Efendimiz'e: "Sana vahiy nasıl
3.Cebrail (as), bir delikanlı veya bir insan şekline bürünerek Peygamber (s.a.v)'e vahiy getirmiştir. Cebrail'in bu yolla as- habtan Dıhıye'nin suretine bürünerek vahiy getirdiğini bir çok sahabî nakletmektedir. Vahyin en kolay ve en meşakkatsiz şekli budur. (Neseî, iman, 6)
4.Meleğin görünmeden Peygamber (s.a.v)'e vahiy getirmesidir. Peygamberimiz çan sesine benzeyen bir ses duyardı. Vahyin en ağır şekli budur. Vahyin bu şekli tehdit ve vaad ihtiva eden âyetlere özgüdür. Bu şekildeki vahyi Resûlullah (s.a.v) şöyle anlatıyor:
"Bazen çıngırak sesine benzeyen bir sesle gelir. Böylesi bana en ağır olanıdır." (Buhârî, Bed'ü'l-Vahy, 1/2; Müslim, Fedâil, 87) Böyle bir vahyin geliş anında Peygamber (s.a.v) titrer, terler ve rahatsız olurdu. Ibn Abbas'tan rivayet edilen bir hadiste Rasulallah (s.a.v)'in âyetleri zabtetmekte zorluk çektiği, dudaklarını kımıldattığı zikredilmektedir. Cenab-ı Allah, Peygamberine "Vahyi çabucak alması için dilini kıpırdatma, onu toplamak ve kıraatini sabit kılmak bize aittir. Öyle ise sana Kur'ân okununca sen onun kıraatına uy." (Kıyame, 76/16-18) uyarısında bulunmuştur. Bu âyetin nâzil olmasından sonra Rasulallah (asm) Cebrail (as)'i dinler, onun gidişinden sonra onun gibi okurdu.
5.Meleğin asli sûretinde görünerek Allah'ın emrini Peygamber (s.a.v)'e getirmesi ve okumasıdır. (Buhari, Kitabu't- Tefsir, 53; Müslim, iman, 280-287) Cebrail (as), bu şekliyle iki kez vahiy getirmiştir. Birincisi nübüvvetin başlangıcında olmuştur. Peygamber (s.a.v) baygınlık geçirmiştir. İkincisi ise Miraç olayının gerçekleşmesinde olmuştur. Bu olaya delil olarak,
"Andolsun ki onun diğer bir defa da Sidretü'l-Münteha'nın yanında gördü." (Necm, 53/12) âyeti zikredilebilir.
6.Resûlullah (s.a.v)'in uyanık halde iken Allah Teâlâ ile ko ve not;nuşmasıdır. Böyle bir konuşmada arada hiç bir vasıta yoktur. Namazın farz oluşu bu yolladır, (bk. Müslim, iman, 279) Vahyin bu yoluyla ilgili olarak aşağıdaki âyeti zikredilebilir:
"Allah Musa ya da hitab ile konuştu." (Nisa, 4/164).
7.Cebrail'in Peygamber (s.a.v)'e uyku halinde iken vahy getirmesidir. Kevser Sûresi'nin bu şekilde nâzil olduğu riva ve not;yet edilmiştir. Vahy-i MetlüvVahyi Gayrı Metlüv (Okunan vahiy ve okunmayan vahiy) Hz. Peygamber (asm)'in yukarıda belirtilen vahy şekillerinden almış bulunduğu vahiylerden ekserisi âyetler, bir kısmı ise kudsî hadisler ve hadis-i şeriflerdir. Necm sûresi 4. âyette: "O, kendi arzusu ile söylemez, o (söylediği), kendisine vahyedilen bir vahiyden başka bir şey değildir." buyurulmuştur. Mıkdam b. Ma'dî-Kerib'in rivâyetine göre Hz. Peygamber (asm) de:
"Bana Kur'ân ve onunla beraber O'nun gibisi verildi. Şunu iyi biliniz ki, Allah Resûlü'nün haram kıldığı da Allah'ın haram kıldığı gibidir..." (el-Hadis ve'l Muhaddisûn,12; Kurtubî, Tefsîr, 75) buyurmuştur. Bu âyet ve hadisi delil kabul eden bazı İslâm alimleri, Hz. Peygamber (asm)'in hadisleri hakkında ictihad yapmasının caiz olmadığını ve sünnetin de Allah tarafından inzal olunmuş vahiy gibi düşünülmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Ancak mezhepler tarihi incelendiği zaman görülür ki, Hz. Peygamber (asm) kendisine sorulan sorularâ vahy ile, yoksa kendi re'yi ile ictihâd ederek fetva verirdi, içtihadında hata olursa Allah onun hatasını vahy yoluyla düzeltirdi. Nitekim Bedir savaşında ele geçirilen esirler hakkındaki Peygamber ictihâdı, Enfâl sûresi 67, 70 âyetleri ile tashih edilmiştir. Bu da gösteriyor ki Peygamber (asm)'in içtihadı hatalı olabilir (bk. Muhammed Ebu Zehra, Mezhepler Tarihi, 21). Kudsî hadisler ve hadis-i şerifler vahy ve ilham yoluyla Peygamber (asm)'in söylediği sözler ve şeriatın ikinci kaynağı ise de, âyetler derecesinde değildirler.
Kur'ân, hadisi kudsî ve hadisin tarif ve vasıfları, okunan vahy ile okunmayan vahyin ne olduğunu ortaya koymaktadır: Kur'ân, Cebrail (a.s) vasıtasıyla Arapça lafız ve hak manalar da Hz. Peygamber (asm)'e vahy edilen, O'nun Allah'ın Resûlü olduğuna delil ve insanların hidayeti ile doğru yolu bulmaları için bir düstur, okunması ile ibadet edilerek Allah'a yakınlık kazanılan, mushaflarda yazılı. Fatiha sûresi ile başlayıp Nâs sûresi ile sona ermiş, tevatür yoluyla kitap olarak bize kadar intikal etmiş ve Allah'ın koruması ile en ufak bir değişikliğe uğratmaksızın nesilden nesile okunarak intikal edecek, beşerin bir benzerini meydana getirmekten aciz bulunduğu İlâhî kelamdır.
Vahyin Özellikleri
a)Peygamber (s.a.v)'e uyanıkken Cebrail vasıtasıyla veya uykuda ve diğer vahy yollarıyla inzâl edilmiştir.
b)Lafız ve manaları Allah tarafındandır,
c)Lafzı Arapçadır,
d)Gerek namazda, gerekse namaz dışında okunarak ibadet edilir,
e)Şekil ve manası Allah tarafından konmuştur,
f)Abdestsiz ve guslü gerektiren bir halde bulunan kimsenin Ona dokunması haramdır,
g)Boy abdest alması gereken kimse O'nu okuyamaz,
h)Her harfini (ibadet kasdıyla) okumanın on sevabı vardıra, ı) Belli kısımlarına âyet ve sûre adı verilir,
j)Mushafta yazılıdır,
k)Fâtiha suresi ile başlayıp, Nâs suresi ile sona ermiştir,
l)Zamanınıza kadar kitap halinde tevatür yoluyla gelmiştir,
m)Nesilden nesile intikalinden, her türlü değiştirilmeden Allah'ın koruması ile korunmuştur,
n)Beşer, bir benzerini meydana getirmede acizdir,
o)Lafzı olmaksızın yalnız manasıyla nakli (rivayeti) caiz değildir.
Kur'ân bu özellikleriyle, vahyi metulvü (okunan vahyi) meydana getirmektedir. Kurbet niyetiyle namaz ve namaz dışında okunmakla ibadet edilir. Diğer vahy mahsulü olan kudsî hadis ve hadislerle namazda okunarak ibadet edilmez. Ancak namaz dışında ilim ve teberrüken okunabilir.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) vahyin inişi esnasında, bizim bildiğimiz alemden başka bir aleme geçiyor; adeta bizim alemimize kapanıyordu... Bu alemden ayrılıyor, bir başka buuda giriyordu. Bu meselede hususi donanıma sahip olmakla beraber vahyin ağırlığını çok ciddi hissediyor; o alemle irtibatın manevi baskısını yaşıyor; vahyi almadaki zorluğu duyuyordu.
Buhari ve Müslim Aişe (ra)'den rivayet ederler. O demiştir ki:
"Haris bin Hişâm Peygamber Efendimiz'e: "Sana vahiy nasıl
geliyor?" diye sordu. Peygamberimiz de buyurdu ki: "Bâzan çıngırak sesi gibi gelir, bana en ağır geleni de budur. Sonra vahiy benden kesilir, ben de bana söyleneni aynen alıp ezberlemiş olurum... Bâzan da melek bana bir insan suretine temessül etmiş olarak gelir ve bana söyler, ben de onun söylediğini aynen bellemiş olurum." (Buhârî, Bedü'l-vahy, 1; Müslim, Fedail, 86-87)
Aişe (ra) validemiz, Peygamber Efendimiz (asm)'in kendisine gelen vahiy hakkındaki bu sözlerini böylece naklettikten sonra demiştir ki:
"Ben, gerçekten Peygamberimize soğuğu şiddetli bir günde vahy geldiğine şahit olmuştum. Vahiy kesildiği zaman şakakları şapır şapır terliyordu..." (bk. Tirmizî, Menâkıb, 15)
Müslim'in Ubâde bin Sâmit'ten nakli de şöyledir:
"Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'e vahiy geldiği zaman, bu kendisine çok ağır gelirdi, hattâ mübarek yüzünün rengi iyice solardı." (Müslim, Fedail, 88)
Yine Aişe (ra) validemizin bir rivayetinde de: "Peygamberimiz'e vahiy geldiği zaman, bu kendisine çok ağır gelirdi." denilmiştir. Nitekim âyet-i celîlede: "Ey Muhammed, doğru ve not;su biz senin üzerine ağır bir söz bırakacağız." buyurulmuştur.
Yine Zeyd bin Sabit şöyle demiştir:
"Ben, Resulullah Efendimizin huzurunda vahiy yazıyordum, vahiy geldiği zaman Resulullah'ı şiddetli bir sarsıntı kaplar ve şakakları inci daneleri gibi ter dökerdi. Sonra vahiy kesilir, Resulullah da açılırdı. Resulullah söyler, ben de yazardım. Nazil olan İlâhi vahiy benim üzerimde dahî öylesine bir ağırlık yapardı ki, nazil olan Kur'ân âyetleri sebebiyle ben ayağımın kırıldığını ve bir daha yürüyemeyecek hâle geldiğini sanırdım..." (Buhârî, Tefsir, 91, Cîhad, 31; Müslim, imare, 141-142; Ebu Davud, Cihad, 19; Tirmizî, Tefsir 5; Neseî, Cihad, 4)
Ahmed, Taberanî ve Ebû Nuaym ibn-i Amr'den şöyle rivayet ederler. O demiştir ki: "Ben: Ey Allah'ın Resulü, vahyin gelişini siz hisseder misiniz?" diye sordum. Resulullah'ın bana cevabı da şöyle oldu:
"Evet, vahiy bana gelir, ben de onu çıngırak sesi gibi işitirim ve şiddetle sarsılırım. Sonra sarsıntı geçer ve ben sâbitleşir karar kılarım. (Bana söyleneni de aynen alır zapt ederim). Bu şekilde (çıngırak sesi şeklinde) gelen vahiy bana o kadar ağır gelir ki, her defasında ben, "muhakkak bu sefer canım çıkacak" zannederim!"
Buhari, Müslim ve Ebû Nuaym, Yâlâ bin Ümeyye'den rivayet ediyorlar. O şöyle demiştir:
"Peygamber Efendimîz'e vahiy geldiği sırada iyice kendisine baktım. O'nun şiddetli bir hırıltı çıkardığını, gözlerinin ve şakaklarının iyice kızarmış olduğunu gördüm."
îbn Sa'd'ın Devs'li Ebû Erva'dan rivayeti de şöyledir:
"Peygamber Efendimiz'e vahiy geldiği zaman gördüm, kendisi devesi üzerinde idi. Vahyin ağırlığı sebebiyle devesi sağa sola yalpa yapıyor ve ön ayaklarını atamaz hâle geliyordu. Bazen dayanamayıp yere çöktüğü, bazen da ön ayaklarını dikerek ayakta durakladığı oluyordu. Peygamberimiz'in de şakakları şapır şapır ter döküyordu."
Yine bu noktaya temas eden Ahmed ve Beyhaki'nin Aişe'den rivayeti şöyledir:
"Resulullah Efendimiz'e vahiy geldiği zaman, üzerine bindikleri devesi vahyin ağırlığı sebebiyle yere çökerdi. Peygambe ve not;rimiz de şakaklarından şapır şapır ter dökerdi, isterse soğuk bir günde olsun."
Taberâni'nin Esma binti Amis'ten rivayeti ise şöyledir:
"Resulullah (s.a.v.)'in üzerine vahiy indiği zaman, neredeyse bayılacak gibi olurdu."
Ahmed, Taberâni, Beyhaki ve Ebû Nuaym Esma binti Yezid'den rivayet ederler. 0 demiştir ki:
"Mâide Sûresi Resulullah'a nazil olduğu zaman, kendileri devesi üzerinde bulunuyorlardı ve devenin yularından ben tutuyordum. Nazil olan sûrenin ağırlığından neredeyse deve ve not;nin Ön ayaklan kırılacak idi." (www.sorularlaislamiyet.com)
"Kur'ân Külliyesi" kitabının yazılmasında istifade edilen eserler ve tekniklerle ilgili bilgiyi aşağıda bulabilirsiniz.
30 ÖZELLİK
1.En Kolay Okunan Arapça Hat
Geleneksel Türk hat sanatının Bilgisayar ortamında en mükemmel hale getirilerek hazırlanmış, okunuşu en kolay Bilgisayar hattı...
2.Türkçe Transkript(Okuyuş)
Arapça Kelimenin altına Türkçe okuyuşlarının yazılması ile artık harfleri ve Tecvid Kaidelerini karıştırmayacaksınız.
3.Satır Arası Kelime Meali
Kur'an'ın mesajına uygun en iyi şekilde anlamanız için Her Arapça kelimenin altında o kelimeye karşılık gelen satır arası kelime meali...
4.Renklendirilmiş Tecvid Kaideleri
Tüm tecvid kaideleri değişik renklerde renklendirilerek Kuran-ı Kerim'i anlamına uygun en doğru biçimde okuyabilirsiniz. Medler, idğam, izhar, ihfa, İklab, Kalkale, Kalın okunan harfler gibi tüm tecvid kaideleri Arapça harflerde ve Türkçe okunuşlarda özel renklerle kodlanarak Kur'an-ı Kerim'in doğ ve not;ru okunmasında sizin en büyük yardımcınız olacak.
5.Elmaldı M. Hamdi Yazır Meali
Prof. Dr. Mustafa Özel'in; Elmalılı Hamdi Yazır'ın günümüz Türkçesiyle en mükemmel şekilde sadeleştirdiği meali...
Akıllı telefonlarınıza ücretsiz olarak indirebileceğiniz "Ses Kodlu Kur'ân" uygulaması sayesinde Kur'an'ın, farklı hafızlardan arapçasını ya da mealini dinleyebilirsiniz.
7.Tecvid Renk Tablosu
Bu Kur'an'a özel olarak renklendirilen tecvid kaidelerinin renk kodlarını gösterir.
8.Celalevn Tefsiri
Müfessiri Celalüddin el Mahalli ve Celaluddin es-Suyuti'dir. 3 cilttir. Sağlam yayınlarından çıkmıştır. Garib kelimelerin manaları gösterilmiş kıraat farklılıklarına dikkat çekilmiş
Sadece imam-ı Şafii'ye ait fıkhi fetvalara yer verilmiştir. Tefsirin kaynakları olarak kendinden önce yazılmış tefsirler ve hadis kitapları sayılabilir. Zemahşeri, Taberi, Razi, Beyzâvî, Ebu Hayyan tefsirleri ile Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, Hâkim hadis mecmuaları bunların başında gelir. Celâleyn Tefsiri, muhtasar bir dirayet tefsiri özelliğini taşır. Özellikle müteşabih ayetler, müfessirlerce tevil edilmiştir. Hatta bu yorumlardan bir kısmı, selefi yoruma aykırı olmakla eleştiril ve not;miştir. Tefsirin en önemli özelliği, kelimelerin müteradifleriyle ve özellikle âyette kastedilen manayı ortaya koyacak şekilde, hemen hemen âyette kullanılan aynı kalıbda açıklanmasıdır. Tefsirde israiliyat, asılsız bazı haberler, günümüz bilimsel ve ve not;rilerine ve akla ters düşen bazı açıklamalar yer alabilmiştir.
9.İbn-i Kesir Tefsiri
ibn Kesîr, tefsirin en güzel yolu olan Kur'an’ı Kur'ân ile tefsir etme yolunu tercih etmiş, buna ayrı bir önem vermiştir. Bir ayet veya ayet topluluğunu verdikten sonra bunları zâhirî mana açısından basit ve anlaşılır ifadelerle kendisi izah eder. Bundan sonra öncelikle bu ayetleri tefsir eden diğer ayetleri zikredip bunlar arasındaki münasebete işaret eder. Daha sonra Hz. Peygamber (asm)'den, sahabe ve tabiunun ileri gelenlerinden nakillerde bulunur, bir ayetin tefsiri hakkındaki değişik görüşleri zikrederek bunları değerlendirir, aralarında tercihler yapar. Rivayetleri senetleri ile birlikte sahih olanları ile illetli veya zayıf olanlarını ayırdeder.
ibn Kesir bu tefsirinde ibn Cerîr et-Taberî (ö. 310/923). ibn Ebî Hâtim (ö. 327/938), ibn Atıyye (ö. 541/ 1147) gibi kendisinden önceki birçok müfessirin tefsirlerinden, hadis sahasında da Ahmed ibn Hanbel'in Müsned'inden çokça nakillerde bulunur. Ancak Taberi'nin tefsirinde rastlanan zayıf rivayetler ibn Kesir'de yer almaz.
İbn Kesîr'in tefsirinin rivayet tefsirleri içinde mümtaz bir mevkide olmasını sağlayan en önemli özelliklerinden biri de onun, birçok tefsirin aldıkları isrâiliyyat konusundaki hassa ve not;siyetidir. Israiliyyata sırf tenkidini yapmak ve bu haberlerin kaynaklarını belirtmek, sonra da Müslümanları bu tür riva-yetlerden koruyup sakındırmak için eserine dercetmiştir.
Türkçeye "Hadislerle Kur'ân-ı Kerim Tefsiri" adıyla yapılan tercümesi de İstanbul'da neşredilmiştir.
10. Teberi Tefsiri j
Orijinal ismi Câmi'ul Beyân fi Tefsir'il Kur'ân'dir. Müfessiri imam ibn Cerir et Taberi'dir. 6 cilttir. Hikmet neşriyattan çıkmıştır. Rivayet tefsiri olarak tanımlanabilir, istifade edilmesi gereken bir çalışmadir.
Bu eser ilk Kur'ân tefsiri olarak kabul edilmiş, daha sonra yazılan pek çok tefsire de kaynak olmuştur. Bir rivayet tefsiri olan eser, İbn Abbas, Said bin Cüneyt, Mücahid, Katade, Hasan Basri, İkrime ve Dehhak gibi sahabe ve tabiinden ge ve not;len rivayetlerle oluşturulmuştur.
11.Risale-i Nur Tefsiri
Risale-i Nur, yaygın bir şekilde, "çağdaş bir tefsir" olarak tarif edile gelmiştir. Doğrudan doğruya Kur'ân'a dayanması ve bilhassa imana dair bir kısım âyet-i kerimeleri geniş şekilde açıklaması sebebiyle, bu tarif bir hakikati aksettir ve not;mektedir.
Ancak, gerek tertip itibarıyla, gerekse açıklama tarzıyla Risale-i Nur, alışılagelen tefsirlerden ayrıldığı gibi, Külliya ve not;tın bazı parçaları (On Dokuzuncu Mektup, Yirmi Dokuzuncu Lem'a, On Dokuzuncu Söz, umumiyetle lâhikalar ve müdafaalar gibi) daha başka ilim dalları içinde mütalâa edilebilecek eserleri teşkil etmektedir. Meselâ; işârâtü'l-i'câz ile Sünuhat'ın aynı tasnif içine girecek eserler olmadığı, ilk bakışta kolayca anlaşılacaktır.
Risale-i Nurun en az tefsir kadar önem taşıyan bir diğer cephesi, kelâm ilmiyle ilgilidir. Belki de Külliyatın ekseriyetini kelâm ilmi içinde mütalâa etmek daha doğru olacaktır. Başta lâhikalar olmak üzere geri kalan bölümlerde ise, hizmet
metotları ile ilgili bahisler önemli bir ağırlık teşkil etmektedir.
Kelâm tarihi ve klâsik kelâm eserleri ile mukayese edildiğinde, Risale-i Nur'un bu sahada yepyeni bir tarz geliştirdiğini, hattâ bir çığır açmış olduğunu görmek hiç de zor olmayacaktır. Zaten Risale-i Nur Müellifi, eserlerinin çeşitli yerlerinde bu hususu açıkça dile getirmektedir.
Risale-i Nur, her asırda milyonlarca insanın rehberi olan mukaddes kitabımız Kur'ân'ın hakikatlerini, sübjektif nazariye ve mütâlâalardan uzak olarak, rasyonel ve objektif bir şekilde izah edip insaniyetin istifadesine arz edilen bir külliyattır.
Risale-i Nur, Kur'ân âyetlerinin nurlu bir tefsiridir. Baştan başa İman ve tevhid hakikatlarıyla müberhendir. En avamdan en havassa kadar, her sınıf halkın anlayışına göre hazırlanmış ve müsbet ilimlerle mücehhezdir.
Risale-i Nur, asrın ihtiyaçlarına tam cevab verir. Aklı ve kalbi tatmin eder. Vesveseli şübhecileri ikna eder. Hattâ en inatçı filozofları dahi teslime mecbur eder. Risale-i Nur, akla gelen bütün istifhamları bertaraf eder. Zerrelerden güneşle ve not;re kadar iman mertebelerini açıklar. Vahdâniyet-i ilâhiyeyi ve nübüvvetin hakikatini ispat eder.
Risale-i Nur, yer ve göklerin tabakalarından, melâike ve ruh bahsinden, zamanın hakikatinden, haşir ve âhiretin vukuundan, cennet ve cehennemin varlığından, ölümün mâhiyetinden; ebedî saadet ve şekavetin kaynağına kadar, akla gelebilecek bütün imanî meseleleri en katî delillerle aklen, ilmen ve mantıken ispat eder... Pozitif ilimleri teşvik eder. Kesin delillerle aklı ve kalbi ikna eder ve merakları izale eder.
12.Siret-un Nebevi JıBİJi
Siyer, sözlükte "tavır, hareket, hayat tarzı, vaziyet, hal, ahlak" anlamlarına gelmektedir. Zaman içinde sadece Hz. Peygamberin hayatı anlamında kullanılarak, bu amaçla yazılan eserlere isim olmuştur. Müslümanlar arasında Hz. Muhammed (sav)'in hayatını bütün yönleriyle tespit etmek ihtiyacı, İslam'ın çok erken dönemlerinde ortaya çıkmıştır.
Türkçe ilk siyer, Erzurumlu Kadı Mustafa Darîr tarafından 790/1388 yılında Mısır'da yazılmıştır. Sîretü'n-Nebî, Türk tarihi açısından bunalımlı bir dönem olan XIV. asırda kaleme alındı, Türk insanını manevi açıdan desteklemek gibi yüce bir gayeye hizmet etmiş ve Peygamber sevgisi etrafında birleş ve not;tirmeyi hedeflemiştir.
Sîretü'n-Nebî, yazıldığı dönemdeki Türkçe'nin durumunu göstermesi bakımından Türk dili ve edebiyatı ile edebiyat sosyolojisi; yazıldığı dönemin toplumsal duyarlılıklarını gös ve not;termesi bakımından da sosyal tarih çalışmaları açısından önemli bir kaynaktır.
Sîretü'n-Nebî, günümüz insanının istifadesine sunulmuş; iki ayrı yazar tarafından farklı nüshalar esas alınmak suretiyle sadeleştirilerek tekrar yayımlanmıştır. (M. Faruk Gürtunca, Kitab-ı Siyer-i Nebi, Peygamber Efendimizin Hayatı, l-lll, Ülkü Yayınevi, İstanbul 1963. Darîr, Erzurumlu Mustafa Darîr Efendi, Siyer-i Nebi, (Yayına Hazırla ve not;yan: Selman Yılmaz), l-ll, Darulhadis Yayınları, İstanbul 2004.).
13.Riyazus Salihin
imâm Nevevînin Riyâzü's-sâlihîn'i necip milletimizin din kültüründe öncelikli yeri olan hadis kitablarının başında gelir. Zira Cumhuriyet dönemi Türkiye'sinde, Sahîh-i Buhârî Muhtasarı Tecrîd-i Sarîh Tercemesi ve Şerhi'nden sonra, merhum Hasan Hüsnü Erdem ve Kıvâmüddin Burslan tara-fından dilimize tercüme edilerek Diyânet işleri Başkanlığınca yayımlanan ikinci hadis kitabı Riyâzü's-sâlihîn olmuştur. Uzun yıllar bu tercüme vâsıtasıyla kendisinden istifâde edilen eser, gördüğü rağbet sebebiyle son senelerde birkaç tercümeye ve Delîlü'l-fâlihîn adındaki şerhinden yapılan tercüme bilgilere dayanan kısa bir şerh çalışmasına kavuşmuş bulunmaktadır.
Zengin muhtevâsı ve mükemmel tertibi ile dikkat çeken bu değerli eser, diğer İslâm ülkelerinde daha ziyâde kelimelerinin açıklanması tarzındaki İlmî neşirlerle daima gün ve not;celliğini korumuştur. İslâm ülkelerinin pek çoğunda, çeşitli seviyedeki dinî öğretim kurumlarının ders programlarında okunmasının yanında bilhassa vaaz ve irşad faaliyetlerinin de vazgeçilmez el kitabı hüviyetiyle geniş bir kullanım alanı ve not;na sahip olmuştur.
14.Haddis-i Şerif
Seçilen konu ile ilgili sahih hadisleri anlatır.
15.Hadis-i Kudsi
Madva yayınları tarafından yayınlanan Kudsî Hadisler Mecmuası Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud Tirmizi, Nesai ve Muvatta'dan toplanan kudsî hadislerdir. "Daru'l-Kütübi'l- Ümiyye" tarafından bir heyete hazırlattırılıp 400 tane numaralı hadis içermektedir. İki cilt halinde neşredilmiştir.
Bilindiği üzere Kudsî Hadisler, İslam şeriatının ikinci kaynağıdır. Ma